Mağazanın Sorunu
Pazartesi sabahı bir mağaza müdürü arar ve problem doğar.
Bir algoritmayı anlatmanın en kötü yolu, algoritmadan başlamaktır. Amaç fonksiyonunu yazarsınız, kısıtları sıralarsınız, dinleyen herkes başını sallar ve kimse hiçbir şey anlamaz — çünkü ortada henüz bir dert yok. Bu dizi Blok Transfer’i anlatacak: mağazalar arası stok transferini ağ düzeyinde çözen bir algoritma. Ama bu ilk yazıda tek satır matematik yok. Bu yazıda bir telefon var, bir Excel var ve bir türlü bitmeyen bir liste var. Algoritmanın çözdüğü derdi görmeden algoritmayı konuşmayacağız.
Sahne Lumoda: 25 mağaza, 240 optionModel ile rengin birleşimi; planlamanın ve transfer kararının temel ürün birimi.. Stok fotoğrafı her pazartesi sabahı çekilir — hangi mağazada hangi üründen kaç adet var, beden beden. Ali’nin haftası o fotoğrafla başlar.
Pazartesi, 09:20
Ali servisten inmiş, çayını almış, pazartesi raporunu yeni açmış. Daha ilk sayfadayken masadaki telefon titriyor. Ekranda “Kadıköy” yazıyor ve Kadıköy pazartesi sabahı dokuz buçukta hatır sormak için aramaz.
— Ali’cim günaydın, balıkçı yaka siyahtan bana beden lazım. S, M, L; üçü de bitti. Cumartesi üç müşteri denedi, bedenini bulamadı, üçü de boş çıktı. Elimde iki XS bir de üç XL duruyor, vitrin dolu görünüyor ama satacak bir şeyim yok.
Ali ekrana yazıyor: MDL003-SYH. Balıkçı Yaka Kazak, siyah. Kadıköy satırı müdürün dediği gibi: ortalar sıfır, uçlar rafta. Geçen yazıdan hatırlayanlar için: bu bir kırıkBir option'ın beden setinin bozulması; ara bedenler tükenmiş, uçlar rafta kalmıştır. set — eldeki stok, stok gibi görünen ölü ağırlık.
Ali bir satır aşağı kaydırıyor ve asıl manzarayı görüyor: aynı option, Trabzon Forum, tam set. Beş beden de rafta ve altı haftadır neredeyse kımıldamamış. Kadıköy’ün sattığı kazak Trabzon’da duruyor; Trabzon’un satamadığı kazağı Kadıköy arıyor. Mal şirketin malı, stok şirketin stoğu — ama yanlış şehirde.
Bugünkü çözümün adı: telefon
Peki Ali ne yapıyor? Bugünün gerçek cevabı şu: Excel açıyor. Pazartesi fotoğrafından kendi süzgeçleriyle bir aday listesi çıkarıyor, Trabzon’a mail atıyor, mail cevapsız kalınca telefon ediyor. Trabzon müdürü de haksız değil:
— Benim sezonum daha bitmedi ki. Bize kar geç gelir, ben o kazağı şubatta da satarım. Beş bedenim tam, sen benden set bozmamı istiyorsun.
Veli’nin bu iş için bir lafı var: “Transfer istemek borç istemek gibidir. Herkes verebilir, kimse severek vermez.” Her müdür kendi vitrininden sorumlu, kendi primini kendi cirosundan alıyor ve ağın tamamını hiçbiri görmüyor. Gördüğü tek şey kendi deposu — orada da her şey lazım gibi duruyor.
Pelin’e sorarsanız — planı yapan o, savunması da hazır:
— Plan yanlış değildi. Plan zincirin ortalamasına göre kuruldu ve zincir toplamında tuttu da. Ama Kadıköy ortalama değil, Trabzon da değil. Ortalama diye bir müşteri yok; ben ortalamaya gönderdim, gerçek müşteri yerel çıktı.
Bu üç cümle bu dizinin temelidir, altını çizin: ikmal her mağazayı kendi gerçek talebine göre doldurabilseydi, transfer diye bir iş olmazdı. Plan zincir geneline kurulur, talep yereldir; aradaki fark bir mağazada ölü stok, başka mağazada boş çıkan müşteri olarak birikir. Transfer o farkın temizliğidir.
Bir telefonun çarpımı
Kadıköy’ün kazağı tek örnek ve tek örnekken sevimli: bir telefon, bir pazarlık, bir koli. Şimdi fotoğrafın tamamına bakalım.
Bu pazartesi fotoğrafında 528 (mağaza, option) çifti kırık. Beş yüz yirmi sekiz tane “Kadıköy’ün kazağı” var yani — ve her biri için soru aynı: nereden getirilir? Aday 24 mağaza. 528 × 24 = 12.672 olası hareket, yalnızca kırıkları düzeltmek için; hiç satmayan renkleri, yığılmış stoku daha saymadık. Üstelik fotoğraf her pazartesi yenileniyor: bu on iki bin küsur sorunun ömrü tam bir hafta. Cevaplayamadıysan soru kaybolmuyor, haftaya biraz daha büyüyerek geri geliyor.
Elle ne kadarı çözülür? Bir çifti kapatmak — rapora bak, adayı seç, müdürle konuş, sevk emrini yaz — Ali’nin iyi gününde on dakika. 528 çift, kabaca 88 saat. Ali ile Veli’nin haftalık mesaisi toplam 90 saat; yani ikisi de bütün haftayı başka hiçbir işe bakmadan buna verse ancak yetişir. Oysa işlerinin tamamı transfer değil. Matematik daha buradan çıkmaz; ama asıl sorun bu bile değil. Asıl sorunu birazdan Veli söyleyecek.
Çarşamba, 15:40
Çarşamba öğleden sonra Pelin’in masasından bir mail düşüyor: yönetim sezon indirimini öne çekti. Cuma sabahı başlıyor. Transfer kamyonları perşembe akşamı yükleniyor — yani elde bir öğleden sonra ile bir gün var.
İndirim, transferin zamanlayıcısıdır. Tam set indirime girerse ilk üç günde erir; kırık set indirime girerse yarı fiyata bile satılmaz — müşteri indirimde de kendi bedenini arar. Perşembe akşamına kadar taşınmayan her kırık set, sezonu olduğu yerde kapatacak: önce indirim eritemeyecek, sonra outlet’e gidecek, orada da üçüncü fiyatı görecek.
Ali ile Veli listeyi alıp oturuyorlar. Telefonlar, pazarlıklar, sevk emirleri. Akşam dokuzda sayaç kırk civarında; 528’in kırkı. Veli ekrandan başını kaldırıyor ve bu yazının asıl cümlesini söylüyor:
— Yetiştirememek neyse ne, ona alıştım. Beni asıl rahatsız eden şu: neden bu kırkı seçtik? Bilmiyorum. Sesi çok çıkan müdürün mağazasını seçtik. Yarın biri sorsa, “niye Kadıköy de Nişantaşı değil?” diye, verecek cevabım yok.
İşte dert bu. Elle yapılan transferde sorun yavaşlık değil; yavaşlık sadece görüneni. Asıl sorun, yapılan seçimin bir gerekçesinin olmaması. Kimse ağın tamamına bakmadı; herkes önüne geleni, bağıranı, tanıdığını çözdü. Seçilen kırk çift savunulamıyorsa, seçilmeyen dört yüz seksen sekiz çift de savunulamıyor demektir.
Adını koyalım
Satmayacağı yerde duran stoku satacağı yere, beden setini bozmadan taşıma işine mağazalar arası transfer denir. Bunu telefonla ve hatır gönülle değil — ağın tamamına bakarak, her mağaza çifti için aynı teraziyle, her hafta yeniden ve sorulduğunda gerekçesi gösterilebilir biçimde yapan algoritmaya bu dizide Blok Transfer diyeceğiz.
İş sonucu tek cümle: sıfır yeni ürünle daha çok satış. Depodan tek koli çıkmadan, üretime tek kuruş vermeden — yalnızca yanlış yerde duranı doğru yere taşıyarak.
Bu yazıda bilerek tek satır formül yazmadım; önce derdi görmek istedim. Sıradaki yazıda Ali’nin kafasının içine gireceğiz: bir transfer kararı verilirken aslında nelere bakılıyor, “doğru mağaza” ne demek, terazinin kefelerine ne konuyor? Formüller ondan sonra gelecek ve geldiklerinde tanıdık gelecekler — çünkü hepsi bu pazartesinin içinde saklı 🙂