Perakende Analitiği Nedir?
Perakende analitiği, mağaza, ürün ve müşteri verisini kullanarak stok, fiyat ve dağıtım kararlarını ölçülebilir hâle getirme işidir: ne kadar alınacağı, hangi mağazaya gideceği, ne zaman yeniden sipariş verileceği ve ne zaman indirime girileceği.
Bu işi anlatırken en sık duyduğum soru hep aynı: “Perakende analitiği tam olarak ne demek? Rapor mu hazırlıyorsunuz?” Tanımı söylediğimde karşımdaki kişi başını sallıyor ama pek bir şey anlamamış oluyor. Sonra bir ürün üzerinden anlatıyorum ve o zaman anlaşılıyor.
Bu yazıda o ürünü anlatacağım. Sitedeki diğer bütün yazılar bu sorunun bir parçasını açıyor; burası hepsinin girişi.
Rapor mu, karar mı?
Pelin, Lumoda’nın planlama ekibine yeni girmiş. Lumoda kurgusal bir moda zinciri: 84 mağaza, bir de online kanal. Pelin’in ilk haftası. Kahve makinesinin önünde Pars’la karşılaşıyor. Pars şirketin perakende analitiği uzmanı.
— Senin işin tam olarak ne? diyor Pelin. Raporları mı hazırlıyorsun?
Pars gülüyor, çünkü bu soruyu herkes soruyor:
— Rapor sana ne olduğunu söyler. Ben ne yapılacağını söylemeye çalışıyorum. Bir kazak düşün. Siyah, balıkçı yaka. Bu kazak için bir yıl içinde kaç karar veriyoruz sence?
Pelin düşünüyor. Pars parmaklarıyla saymaya başlıyor:
— Sezon başlamadan aylar önce, kaç tane üretilecek. Mal depoya gelince, hangi mağazaya kaç tane gidecek. Mağazada satmaya başlayınca, depodan ne zaman, ne kadar daha gönderilecek. Beklenenden hızlı satarsa, tedarikçiye yeniden sipariş verilecek mi. Bir mağazada bitip ötekinde dururken, stok mağazalar arasında taşınacak mı. Sezon sonunda kalanlar ne zaman, ne kadar indirimle satılacak.
— Altı karar, diyor Pelin. Ama bunları bugün de birileri veriyor zaten.
— Veriyor. Çoğu Excel’le, bir kısmı tecrübeyle. Sorun kararın verilmesi değil. Ne kadar iyi verildiğini kimsenin ölçememesi.
Kararları saymak
Pelin ikna olmuş görünmüyor. Altı karar, birkaç kişiyle yönetilecek bir şey gibi geliyor. Pars bilgisayarını açıyor.
— Son ilkbahar-yaz sezonuna bakalım. Bu sezon için 250 optionModel ile rengin birleşimi; planlamanın ve transfer kararının temel ürün birimi. aldık, yani 250 ayrı model-renk. Bedenleriyle birlikte 1.166 ürün. Sezon boyunca 79 mağazamız açıktı.
Sonra sezonun ortasından sıradan bir pazartesi sabahını açıyor. Raflarda yalnız bu sezonun ürünleri yok; her sezon satılan temel ürünler ve önceki sezondan kalanlar da var. Hepsini sayınca o sabah 14.457 ayrı mağaza-option ikilisinde stok var. Her biri için aynı soru soruluyor: bu renk bu mağazada yeterli mi, fazla mı, eksik mi? Bedene inince sayı 59.794 oluyor.
Sezon 29 pazartesi sürüyor. Yalnızca option düzeyinde, yalnızca bu soru için, sezon boyunca 350.414 kez karar veriliyor.
— Bunu kimse Excel’le yapmıyor, diyor Pars. Yapıyormuş gibi görünüyor. En çok satan yüz ürüne bakılıyor, geri kalanı geçen haftanın kuralına bırakılıyor.
Pelin ilk kez biraz korkmuş görünüyor. Pars devam ediyor:
— Perakende analitiği o geri kalanlar için var. Her mağaza-option ikilisine aynı kuralla bakan, kuralı açıkça yazılmış ve sonucu ölçülebilen bir sistem.
Tanım
Pelin’in sorusunun cevabı şu:
Perakende analitiği, mağaza, ürün ve müşteri verisini kullanarak stok, fiyat ve dağıtım kararlarını ölçülebilir hâle getirme işidir.
Tanımda üç şey var ve üçü de gerekli:
- Veri. Kararı tecrübe değil satış, stok, sevkiyat ve fiyat kaydı besler.
- Açık bir kural ya da model. Karar bir kişinin kafasında değil, herkesin okuyabileceği bir hesapta durur. Kural basit olabilir; önemli olan yazılı olması.
- Ölçüm. Kararın iyi olup olmadığı sonradan sayıyla söylenebilir. Bu üçüncüsü en çok atlananıdır ve olmadan ilk ikisi tahmin oyununa döner.
İş zekâsından farkı ne?
İş zekâsıyla perakende analitiği sık karıştırılır. Farkı üç soruyla anlatmak en kolayı:
- Ne oldu? Geçen hafta bu mağazada bu kazaktan kaç tane satıldı?
- Ne olacak? Önümüzdeki hafta kaç tane satılacak?
- Ne yapmalı? Depodan kaç tane gönderelim, başka bir mağazadan alalım mı, yoksa hiç dokunmayalım mı?
İş zekâsı birinci soruyu iyi cevaplar: raporlar, panolar, kırılımlar. Perakende analitiği üçünü birden ister ama asıl derdi üçüncüsüdür. Rapor okunur ve kapanır; analitiğin çıktısı ise bir sevkiyat listesi, bir sipariş adedi ya da bir indirim oranıdır.
Burada bir tuzak var. Birinci soru göründüğü kadar kolay değil. Kazak bir mağazada çarşamba günü bittiyse, perşembe ve cuma o mağazada sıfır satış görürsünüz. Ama talep sıfır değildi; müşteri geldi, rafı boş buldu ve gitti. Rapor gerçekleşen satışı gösterir, talebi göstermez. Bu farkın adı sansürlü talepRaf boşken gelen ve kayda geçmeyen talep. Satış verisi talebi değil, talep ile stoğun küçüğünü gösterir. ve onu görmeden yapılan her tahmin, stoğun bittiği yerde talebi olduğundan az sayar. Yani “ne oldu” sorusu bile analitik ister.
Hangi kararları kapsar?
Bir moda zincirinin yılı kabaca üç parçaya ayrılır. Bu sitenin haritası da aynı şekilde kurulu:
- Sezon öncesi. Bütçe planı, koleksiyonun kaç ürün ve kaç renkten oluşacağı, ilk fiyat, beden dağılımı, mağazaların hangi gruplara ayrılacağı. Mal henüz yoktur; kararlar tahmine dayanır.
- Sezon içi. İlk sevkiyat, depodan mağazaya replenishmentDepodaki stoğun mağazalara, satışa göre düzenli aralıklarla gönderilmesi. Sahada AR, ARES ya da Repl diye de kısaltılır; RPT ise başka bir şeydir., tedarikçiye tekrar sipariş (RPTRepeat sipariş; sezon içinde beklenenden çok satan ürünün tedarikçiye yeniden sipariş edilmesi. Depodan mağazaya sevkiyat değildir.), mağazalar arası transfer, indirim ve kampanya. Mal rafta, müşteri planı okumamış; kararlar gerçek satışa göre düzeltilir.
- Diğer süreçler. Tedarikçi seçimi, satış kaybını ve atıl stoğu ölçmek, depo ve lojistik, müşteri analitiği. Sezonun bir anına bağlı değildir, hepsinin altında akar.
Şimdiye kadar dört tanesini uçtan uca yazdım. Her birinde problem bir hikâyeyle başlıyor, modeli kuruluyor ve Lumoda verisi üzerinde çözülüyor:
- Blok Transfer: bir mağazada durup başka mağazada satacak stoğu toplu olarak taşımak.
- Depodan Mağazaya: depodaki kısıtlı stoğun hangi mağazaya, ne kadar gideceği.
- Tekrar Sipariş (RPT): beklenenden hızlı satan ürünü tedarikçiye yeniden ürettirmek.
- Satış Kaybı: stok yüzünden kaçan satışı ölçmek ve kimin sorumluluğunda olduğunu göstermek.
Hangi veriyle çalışır?
Çoğu şirkette veri zaten var, ERP’nin içinde duruyor:
- Satış: gün, mağaza ve ürün düzeyinde, iadeler dahil.
- Stok: mağazada ve depoda, belli aralıklarla çekilmiş fotoğraflar.
- Sevkiyat ve sipariş: mağazalara giden mal ve tedarikçiye verilen siparişler.
- Fiyat ve kampanya: hangi ürün hangi hafta hangi fiyattan satıldı.
- Plan: bütçe, koleksiyon planı ve mağaza hedefleri.
- Müşteri: fiş, sadakat kartı, online davranış, yorumlar.
Lumoda’da bunların hepsi var ve veri seti sayfasından indirilebilir. Yalnızca satış tablosu yaklaşık 18 milyon satır.
Bu listede asıl zor olan veri bulmak değil, tabloların aynı dili konuşması. Satış raporunda “ürün” bir şeyi, sevkiyatta başka bir şeyi, planda üçüncü bir şeyi kastedebilir. Bu yüzden sıradaki yazı bütün algoritmaların altında duran o ortak dil hakkında: Ürün Hiyerarşisi — Model, Option, SKU.
Sizin verinizde zor olan
Lumoda’da işler kolay, çünkü veriyi biz ürettik. Gerçek bir zincirde üç şey işi zorlaştırır:
- Verinin kalitesi. Stok sayımları tutmaz, transferler iki kez kaydedilir, iade yanlış mağazaya düşer. Analitiğin ilk haftaları çoğu zaman modelle değil veriyi temizlemekle geçer.
- Hakemin olmaması. Lumoda’da müşterinin gerçekte ne kadar almak istediğini biliyoruz, çünkü onu biz yazdık. Sahada bunu kimse bilmez. Bir algoritmanın iyi olduğunu göstermek, onu kurmaktan zor bir iştir.
- Kuralı kimin koyduğu. Bir sistem kararı verdiğinde, o kararı kim onaylar, kim itiraz eder, itiraz edince ne olur? Bu sorular cevaplanmadan en iyi model de kullanılmaz.
Kahvesini bitiren Pelin son bir soru soruyor:
— Yani sen rapor hazırlamıyorsun.
— Hazırlıyorum, diyor Pars. Ama her raporun sonunda bir “öyleyse” olmalı.
Bu sitedeki her yazı o “öyleyse”lerden birini anlatıyor. 🙂